Dilara bugün iş görüşmesinde olduğu için geç gelecekti. Biz de onu beklerken biraz sohbet ettik ödev olarak verdiğim bölüm üzerine. Bu bölümden yola çıkarak Elif birkaç soru sordu bana. "Annenin durumu". "Anneden hiç bahsedilmiyor. Sadece bir sandığı var." dedi. Yazının buradan sonrası diğer paragrafa kadar biraz kişisel olacak sevgili okur, dilersen hemen oraya geçebilirsin.
Ben ne kendi annemle ne de annelik ile henüz tam anlamıyla barışamadığım için ister istemez bu yazdığım şeylere de yansıyor. Ya anneden hiç bahsetmiyorum ya da onu yerin dibine sokuyorum. Sanırım burada da durum benzer. Metnin ilk draftında bir anneden bahsediyordum ama o kadar yapay kaldı ki o yüzden tamamen attım. "Ölü" bir anne düşündüm. Ölü derken yaşıyor ama bu dünyada yeri olmayan da olabilir, gerçekten ölmüş de olabilir. Kızlar bunu sordular bana. "Ölmüş mü?" "Neden ölmüş?" "Evi mi terk etmiş?" "Başka biriyle mi?". Benim için hem hiçbiri, hem de hepsi. Ben de onlara şunu sordum: "Annenin ölmüş olması ya da kaçmış olması sizin oyununuzu değiştirir mi? Metinde yazılan şeylere farklı bir anlam katar mı?" Sohbet sırasında bunun bir şeyi değiştirmeyeceğini düşündüler. Ben yine de onlar için -en azından şimdilik rahatlamaları adına- annenin öldüğünü söyledim. Konu buradan sandık meselesine geldi. Şimdi metni bilmeyen okur şöyle ki, Zeliş, bir gün elinde bir sürü ip, kumaş vb. malzemeyle ablalarının yanına geliyor ve bunları annesinin sandığından (aslında annelerinin Zeliş için hazırladığı sandık) çıkardığını söylüyor. Ablaları özellikle Zeynep, buna kızıyor. Zeliş de ona "Benim için saklıyorsa işte adresine ulaştı" cevabını veriyor. Henüz doğmadan önce daha cinsiyetim belli olur olmaz benim için de bir sandık hazırlanmaya başlamış. Yıllarca o sandığı görmedim bile ben. Arada babam havalansın diye eşyaları çıkarır içinden yeniden sandığa yerleştirirdi. Benim için büyülü bir andı bu geçmişte. O sandığın içindekileri görmek, hikayelerini dinlemek, dokunmak... Sonra, 20lerime gelince yani bu biriktirme, hatıraları saklama meselesinin fazla abartıldığını düşündüm. Yani yıllar yıllar önce, yıllar yıllar sonra asla kullanmayacağın eşyalar için herkesin seferber olması... Anneannemin benim için işlettiği havlu kenarlarından daha değerliydi benim için dolabında hep bir paket ay çekirdeği tutması. Sandıklar dolusu eşyalar biriktirmişler benim için ama birkaç anı biriktirememiş beraber. Anneanneler, anneler, havlu kenarları ve ay çekirdekleri. İşte bu kadar. Hepsi bu kadar. Şimdi o eşyalara istediğim zaman, ihtiyacım olduğu zaman kullanmak en azından hiç biriktiremediğimiz anıların telafisi oluyor diye düşünüyorum. Yoksa "evlendiğim" zaman çeyiz diye götürüp yine yıllarca asla dokunmayacağım bir yığın olmaları kimseye fayda etmez. İşte bu yüzden Zeliş'in tutumunda bu düşünceyi çıkarmak istedim. Bu sebeple çeyiz sandığını talan etmesini ve tam da o gün,o an ihtiyaç duyduğu annesine, annesinin onun için biriktirdiklerine dokunsun istedim. Ha unutmadan şunu da belirtmek isterim: Çeyiz sözcüğü Arapça "chz" yani cihaz sözcüğüyle aynı kökenden geliyormuş. Donanım anlamına geliyormuş. Bence anneyle, anneanneyle yaşanmış birkaç güzel anı, deneyim masa örtülerinden daha güzel donanım sevgili okur. Siz şimdi "evleneceğin zaman ben seni görürüm" diyor olabilirsiniz sevgili okur, haklı olabilirsiniz. Bütün bunları düşünen bir de üstüne düşüncesini kendine saklamayıp herkesle paylaşan ben, annemin loğusa hırkasını bin sandık iç içe kitler saklarım o ayrı:))
Ben ne kendi annemle ne de annelik ile henüz tam anlamıyla barışamadığım için ister istemez bu yazdığım şeylere de yansıyor. Ya anneden hiç bahsetmiyorum ya da onu yerin dibine sokuyorum. Sanırım burada da durum benzer. Metnin ilk draftında bir anneden bahsediyordum ama o kadar yapay kaldı ki o yüzden tamamen attım. "Ölü" bir anne düşündüm. Ölü derken yaşıyor ama bu dünyada yeri olmayan da olabilir, gerçekten ölmüş de olabilir. Kızlar bunu sordular bana. "Ölmüş mü?" "Neden ölmüş?" "Evi mi terk etmiş?" "Başka biriyle mi?". Benim için hem hiçbiri, hem de hepsi. Ben de onlara şunu sordum: "Annenin ölmüş olması ya da kaçmış olması sizin oyununuzu değiştirir mi? Metinde yazılan şeylere farklı bir anlam katar mı?" Sohbet sırasında bunun bir şeyi değiştirmeyeceğini düşündüler. Ben yine de onlar için -en azından şimdilik rahatlamaları adına- annenin öldüğünü söyledim. Konu buradan sandık meselesine geldi. Şimdi metni bilmeyen okur şöyle ki, Zeliş, bir gün elinde bir sürü ip, kumaş vb. malzemeyle ablalarının yanına geliyor ve bunları annesinin sandığından (aslında annelerinin Zeliş için hazırladığı sandık) çıkardığını söylüyor. Ablaları özellikle Zeynep, buna kızıyor. Zeliş de ona "Benim için saklıyorsa işte adresine ulaştı" cevabını veriyor. Henüz doğmadan önce daha cinsiyetim belli olur olmaz benim için de bir sandık hazırlanmaya başlamış. Yıllarca o sandığı görmedim bile ben. Arada babam havalansın diye eşyaları çıkarır içinden yeniden sandığa yerleştirirdi. Benim için büyülü bir andı bu geçmişte. O sandığın içindekileri görmek, hikayelerini dinlemek, dokunmak... Sonra, 20lerime gelince yani bu biriktirme, hatıraları saklama meselesinin fazla abartıldığını düşündüm. Yani yıllar yıllar önce, yıllar yıllar sonra asla kullanmayacağın eşyalar için herkesin seferber olması... Anneannemin benim için işlettiği havlu kenarlarından daha değerliydi benim için dolabında hep bir paket ay çekirdeği tutması. Sandıklar dolusu eşyalar biriktirmişler benim için ama birkaç anı biriktirememiş beraber. Anneanneler, anneler, havlu kenarları ve ay çekirdekleri. İşte bu kadar. Hepsi bu kadar. Şimdi o eşyalara istediğim zaman, ihtiyacım olduğu zaman kullanmak en azından hiç biriktiremediğimiz anıların telafisi oluyor diye düşünüyorum. Yoksa "evlendiğim" zaman çeyiz diye götürüp yine yıllarca asla dokunmayacağım bir yığın olmaları kimseye fayda etmez. İşte bu yüzden Zeliş'in tutumunda bu düşünceyi çıkarmak istedim. Bu sebeple çeyiz sandığını talan etmesini ve tam da o gün,o an ihtiyaç duyduğu annesine, annesinin onun için biriktirdiklerine dokunsun istedim. Ha unutmadan şunu da belirtmek isterim: Çeyiz sözcüğü Arapça "chz" yani cihaz sözcüğüyle aynı kökenden geliyormuş. Donanım anlamına geliyormuş. Bence anneyle, anneanneyle yaşanmış birkaç güzel anı, deneyim masa örtülerinden daha güzel donanım sevgili okur. Siz şimdi "evleneceğin zaman ben seni görürüm" diyor olabilirsiniz sevgili okur, haklı olabilirsiniz. Bütün bunları düşünen bir de üstüne düşüncesini kendine saklamayıp herkesle paylaşan ben, annemin loğusa hırkasını bin sandık iç içe kitler saklarım o ayrı:))
Yazının kişisel olan ilk bölümünü geçmiş olanlar için şimdi günün notlarına geliyorum. Bugün ilk bölümü birkaç kere daha okuduk. Ardından ödev verdiğim bölümü de okuduk. İlk bölüm üzerinde çalışmaya devam ettik.
İlk Bölüm Notları:
- Erkek kardeş için yeni isim düşün. (Bana kalsa Z ile başlatırım yine:)) )
- Elif, "Karşılarına bir patika çıktı. Düşündüler..." repliğinin sonunu düşürme ki Zümrüt'e daha rahat seslenebil. Hatta bölüm boyunca Zümrüt'e seslenebilirsin ki o da "Ne var ayol" diye girebilsin.
- "Develer tellal iken" için şunu düşünebilirsiniz, Zeynep hem Zümrüt'e Zeliş'in hikaye anlattığını söylemeye çalışıyor, hem de Zeliş'i kızdırmak için hikayenin orasından başlayabilirsin demek istiyor. -Oyuncu bunu düşününce replik bir anlam kazandı-
- "Alt tarafı çiçek, ne hikayesi olacak" repliği aslında Zümrüt'e karşı çıkmak için değil onaylamak için. Bir de bunu düşünerek söylensin.
- Geçen prova konuştuğumuz ve hikayeci mesleği üzerinden karşılıklı oyuna çevirdiğimi -kocan ne iş yapıyor? bölümü güzel oldu. Metinde böyle oyunlar bulalım.
- "-Veresiye yazar mı? -Efendim siz yabancı mısınız, tabi yazar. " Doğaçlamasını metne ekleyelim.
- "Abim ellerini sallayarak yukarı çıktı?" cümlesini değiştirelim. Gözümün önüne sadece şuna benzer görüntü geliyor.
- İlyas'ın çırak olarak işe verilmesini Zümrüt ya ağzından kaçırsın ya da Zeynep, Zeliş'le uğraşmak için söylesin.
- Zümrüt'ün İlyas'ın terzinin yanına çırak olarak verilmesi fikrini dile getirmesi bugün provada çıkan gibi olmalı. (Yaptığı angarya işlerden -teğel geçmek gibi- sıkılmış ona yardım edecek birinin olmasının keyfi ve yalvaran şekilde)
- Zeliş "Çok güzel masal anlatır mesela abim" derken abinin masal anlatmasından nasıl keyif aldığını görelim, sendeki etkisi ne o masalların? Evet abini savunmak için söylüyorsun öncelikle ama bir de bu anlamlar çıksa daha renkli olur.
- "Aylar sonra" sanki bugünden aylar sonra gibi oluyor, tonlamasını düzeltelim.
- Mahallenin kargaşasını izlerken onları gördüm.- Burada mahallenin kargaşası demek yerine o kargaşayı anlatalım. Zeynep belki camdan dışarıyı izlerken ona buna laf atabilir, neler olduğunu anlatabilir. Yine bu kargaşaya fırıncının görüldüğü anı ve Zeynep'in ona tepkisini eklenmesi keyifli olabilir.
- "Bu kez de hepsi birbirine benzemiş" Zümrüt yerine Zeynep söylesin. Daha tutarlı olur.
- "Gel beraber çizelim." Burası isteksiz-istekli söylensin. (Bu yönetmen bazen ne isteyeceğini şaşırıyor:) )
- Dilara "usulmadan" NE???:)))
Henüz erken biliyorum ama ben heyecanımı, korkularımı, mutluluğumu, kırgınlığımı tutamam öyle kolay bu sebeple şunu demek isterim: Kızlarla çalışmak çok keyifli sevgili okur. Açık ve söylenene hemen tepki vermeye çalışan oyuncular kalp ben.
Bugün ben bir derse yetişeceğim için apar topar çıktım provadan, kızlar biraz daha çalışmış. Ben öyle çıkınca fotoğraf çekilmeyi unuttuk tabi. Hemen onlara mesaj attım çeksinler diye ama gördüklerinde çoktan dağılmışlar. Sonra yeniden mekana dönünce hemen oradakileri toplayıp çektim, yoksa kesin rüyama girerdi:)
Dilara ve Müge gitmişlerdi... Dilara'yı temsilen tshirtünü vileda sopasına geçirdik. Müge'nin tshirtünü bulamadığımız için onu kalplerimizde yaşattık.Ve evet Mahir geldi. Ve Leyla aslında bugün provada yoktu, o temizliğe yetişti.
Bir sonraki prova 19 Kasım Cumartesi günü saat 13:00'de. Kızlar, önceden gelip ben gelene kadar çalışacaklarmış. Öperim onları:))
Ha bu arada adını sır gibi sakladığım babaanneyi oynamasını istediğim canım oyuncuyla dün görüştük, oyun hakkında sohbet ettik. Ona metni yolladım. Cuma günü (yarın) de oynayıp, oynamayacağını bildirmesi üzerine sözleştik. Bakalım merakla cevabını bekliyorum. Cumartesi provasının içeriği biraz da buna bağlı olacak. Eğer "varım" derse onunla da bir okuma provası alacağız.
Bazen bu bloga yazı yazmaya uğraştığım kadar metin üzerinde çalışsam daha hızlı ilerleriz gibi geliyor :| Bu sebeple bugünlük benden bu kadar, sonuçta benim de özel bir hayatım var:))
Cansu.


Keşke o sopa kadar zayıf, o sopa kadar bol saçlı, o sopa kadar dik olabilsem.
YanıtlaSilamin.