sevgili okur,
sen bu satırları okurken ben biraz uzaklarda olacağım.
yazıma bir öz eleştiriyle başlamak isterim.
öncelikle bloğa (ya da bloga) yazı girmek konusunda uzun süre düşündüm. aklıma şöyle hoş, edebi, havalı bir şeyler gelsin; öyle yazarım yazımı, dedim. ama ekibimizin güzel insanları patır patır yazı girdikçe ben de içimde tutmayayım, aklıma ne gelirse yazayım, kararına vardım.
aylar önce cânım cansu'm bana şahmeran'ı sahneleme konusunu açtığında çok heyecanlandım. metni okudum ve aklıma gelenleri ona söyledim. tabii aradan aylar geçtiği için metne tekrar bakıp ona yeni şeyler söylemem gerekiyor. öyle yalandan değil, ciddi ciddi metnin başına oturup çalışmaktan söz ediyorum. şahmeran hikayesine pek hakim değildim -hoş hâlâ değilim ama sürecin içine girmiş bulunmaktayım. gün içinde ofiste olduğum -çalıştığım- için elimden geldiğince mekanda olan bitene yetişmeye çalışıyorum. yorgunluktan şikayet etsem de mekan benim evim/iş yaparken dinlendiğim yer haline geldi. provalara katılmaktan aldığım zevki söylememe bile gerek yok. iş çıkışlarında koştura koştura, en yakın zamandaki vapuru yakalamak için dilim dışarıda, nefes nefese hallerimi görseniz bence çok gülersiniz.
şimdi, hızlı bir geçiş yapacağım.
ah okur, ah! kadın olmak ne zordur, bir bilsen... ama kadınlardan oluşan bir ekiple iş yapmak öyle güzel ki gerçekten tadından yenmiyor (ekipte mahir de var; erkek olarak dış gözle oyunu takip etmesi bize fayda sağlayacaktır elbet). bir kadın oyununda kadına özgü sözlerle, hal ve tavırlarla, düşünüş biçimleriyle oyuna katkılar yapmak bize kendimizi özel hissettiriyor, diye düşünüyorum. her ne kadar bir provaya katılmış olsam da iki-üç saatlik bir prova sürecinde gördüklerim beni çok mutlu etti ve heyecanlandırdı. umarım bundan sonra hafta sonlarına daha çok prova denk gelir de daha çok tanık olurum provaların güzelliğine.
kızları çok seviyorum. elif, dilara ve meltem'i provada çok yaratıcı buldum. metni okurken bile o kadar tadını çıkarıyorlar ki ağzım açık onları izlerken buluyorum kendimi. ve elbette heyecanlanıyorum. bu daha başlangıç; hele bir de işin içine gölge oyunları girdikten sonra herhalde keyiften eriyip yerlere akacağım. cansu'yu yönetmen olarak seviyorum. cansu'yu genel olarak çok seviyorum zaten, hayatımda çok güzel yerleri olan -gramer olarak hata yapmış olabilirim ama evet cansu'nun hayatımda birden fazla yeri var- güzel bir insan kendisi. yönetmenliğine tanık olunca daha bir heyecan uyandırdı bende. süreçte farklı düşüncelere açık olması beni çok mutlu etti. hele hele böyle bir oyunu sahnelemeye cesaret etmesi zaten onu gözümde göklere çıkarıyor. asistanlarımız tuğba ve gülşah da bence oyunu güzelleştirecek güzel insanlar. kendimi ekipte nereye koyacağımı bilemedim, desem yeridir. acaba asistan mıyım, dramaturji desteğinde miyim yoksa yönetmen yardımcısı mıyım gerçekten bilmiyorum. birkaç provaya daha katıldıktan sonra yavaş yavaş belirmeye başlarım herhalde. henüz ne olduğumu bilmesem de elimden gelen her şeyi yapacağımı biliyorum.
gelelim oyunumuzun fikrine ve zikrine. oyunumuz birçok şeyi bir arada söyleyecek gibi görünüyor. neyi nasıl söyleyeceğimiz konusunda titiz hareket etmemiz şart. söz konusu şahmeran olunca doğru yerlere doğru müdahaleler eşliğinde, deneye yanıla ilerlemek esastır. evet sevgili okur, insan ihanet eder. üstelik hangi durumda niye ihanet ettiği ise gerekçe olarak kabul edilemez. insan ihanet eder işte... neden peki? bilinmez. hamurunda vardır belki. düşünelim bakalım; mümkün müdür ihanet etmemek?
leyla.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder