Sayfalar

25 Kasım 2016 Cuma

bir takım aydınlanmalar

Sevgili okur, bugün bundan önceki birkaç gün gibi koşturmacalı ve kafa karıştırmacalı geçti. Üstelik bu tip günlerin sonuncusu olması hasebiyle bir de baş ağrısıyla taçlandı. Ve başımda bir ağrı tacı, içimde hayatın yorduğu 80'lik bir neneyle provaya gittim - üstelik geç kalarak 🙈

Çalışkan arkadaşlarım Meltem ve Dilara çoktan çalışmaya başlamışlardı. Cansu, Tuğba ve misafirimiz Özlem'in de gelmesiyle bugünkü ekibimiz tamamlandı ve okumaya başladık. Okuma ki ne okuma, kafamda kırk tilki dolaşırken seksenbinbeşyüz kere okuduğum yerleri ilk defa okuyormuşumcasına kafa karışıklıkları, peeh. Bitmedi, üstüne bir de yönetmenimiz Cansu bizi yeni metinlerimizle baş başa bıraktı. Peki ben ne mi yaptım, ilk okuduğumda bile daha verimli çalıştığım metnimle kapandım küçük salona, üstümde bir ağırlık, içim başka yerde dışım başka yerde... sonra girdik orta salona, ağzım konuşuyor kafamda bin tilki. Çok daraldım sevgili okur, çalışmaktan metinden değil, zinhar, kendimden daraldım resmen. Dur diyorum kafamın içine, durmuyor, dinleme kafanı oyunda kal diyorum kendime, o da yok. İçim şişti anlayacağın. Sonra Dilaracığım sırtını çıtlatmamı istedi ben de enerjimin yükselmesini. Derken Meltemciğimin düşme tedirginliği ile Tuğbacığımın ve Gülşahcığımın katılma isteği birleşince küçük güven zincirimizi oluşturduğumuz bir oyun başladı. Ondan sonra aldığımız giriş kısımlarında nispeten daha iyiydim (hissiyat olarak) Ve düşündüm... düşündüm... bilen bilir, oyunsuz, şarkısız provaya başlamamak lazım geliyormuş, bu biiir. Ola ki kafan başka yerde, mümkün değil gelmiyor geri, bunu arkadaşlarınla konuşup kafanı geri çağırmak için hareketlenmene yardım istemek gerekiyormuş, bu da iki.

Cansucuğumun aramıza katılımıyla çalışmamızı noktalayıp olağan prova sonu değerlendirmesi, babaanne spekülasyonları ve bir takım kadın laflamasıyla günü bitirdik. 

Allah kimseye içine giremediği provalar yaşatmasın sevgili okur. İçi şişiyor insanın. Yaşatırsa da böyle tatlış ekip versin ki toplayıp kaldırsınlar 💙

Selametle

elif


23 Kasım 2016 Çarşamba

sevgili okur,

sen bu satırları okurken ben biraz uzaklarda olacağım.

yazıma bir öz eleştiriyle başlamak isterim.

öncelikle bloğa (ya da bloga) yazı girmek konusunda uzun süre düşündüm. aklıma şöyle hoş, edebi, havalı bir şeyler gelsin; öyle yazarım  yazımı, dedim. ama ekibimizin güzel insanları patır patır yazı girdikçe ben de içimde tutmayayım, aklıma ne gelirse yazayım, kararına vardım.

aylar önce cânım cansu'm bana şahmeran'ı sahneleme konusunu açtığında çok heyecanlandım. metni okudum ve aklıma gelenleri ona söyledim. tabii aradan aylar geçtiği için metne tekrar bakıp ona yeni şeyler söylemem gerekiyor. öyle yalandan değil, ciddi ciddi metnin başına oturup çalışmaktan söz ediyorum. şahmeran hikayesine pek  hakim değildim -hoş hâlâ değilim ama sürecin içine girmiş bulunmaktayım. gün içinde ofiste olduğum -çalıştığım- için elimden geldiğince mekanda olan bitene yetişmeye çalışıyorum. yorgunluktan şikayet etsem de mekan benim evim/iş yaparken dinlendiğim yer haline geldi. provalara katılmaktan aldığım zevki söylememe bile gerek yok. iş çıkışlarında koştura koştura, en yakın zamandaki vapuru yakalamak için dilim dışarıda, nefes nefese hallerimi görseniz bence çok gülersiniz.

şimdi, hızlı bir geçiş yapacağım.

ah okur, ah! kadın olmak ne zordur, bir bilsen... ama kadınlardan oluşan bir ekiple iş yapmak öyle güzel ki gerçekten tadından yenmiyor (ekipte mahir de var; erkek olarak dış gözle oyunu takip etmesi bize fayda sağlayacaktır elbet). bir kadın oyununda kadına özgü sözlerle, hal ve tavırlarla, düşünüş biçimleriyle oyuna katkılar yapmak bize kendimizi özel hissettiriyor, diye düşünüyorum. her ne kadar bir provaya katılmış olsam da iki-üç saatlik bir prova sürecinde gördüklerim beni çok mutlu etti ve heyecanlandırdı. umarım bundan sonra hafta sonlarına daha çok prova denk gelir de daha çok tanık olurum provaların güzelliğine.

kızları çok seviyorum. elif, dilara ve meltem'i provada çok yaratıcı buldum. metni okurken bile o kadar tadını çıkarıyorlar ki ağzım açık onları izlerken buluyorum kendimi. ve elbette heyecanlanıyorum. bu daha başlangıç; hele bir de işin içine gölge oyunları girdikten sonra herhalde keyiften eriyip yerlere akacağım. cansu'yu yönetmen olarak seviyorum. cansu'yu genel olarak çok seviyorum zaten, hayatımda çok güzel yerleri olan -gramer olarak hata yapmış olabilirim ama evet cansu'nun hayatımda birden fazla yeri var- güzel bir insan kendisi. yönetmenliğine tanık olunca daha bir heyecan uyandırdı bende. süreçte farklı düşüncelere açık olması beni çok mutlu etti. hele hele böyle bir oyunu sahnelemeye cesaret etmesi zaten onu gözümde göklere çıkarıyor. asistanlarımız tuğba ve gülşah da bence oyunu güzelleştirecek güzel insanlar. kendimi ekipte nereye koyacağımı bilemedim, desem yeridir. acaba asistan mıyım, dramaturji desteğinde miyim yoksa yönetmen yardımcısı mıyım gerçekten bilmiyorum. birkaç provaya daha katıldıktan sonra yavaş yavaş belirmeye başlarım herhalde. henüz ne olduğumu bilmesem de elimden gelen her şeyi yapacağımı biliyorum.

gelelim oyunumuzun fikrine ve zikrine. oyunumuz birçok şeyi bir arada söyleyecek gibi görünüyor. neyi nasıl söyleyeceğimiz konusunda titiz hareket etmemiz şart. söz konusu şahmeran olunca doğru yerlere doğru müdahaleler eşliğinde, deneye yanıla ilerlemek esastır. evet sevgili okur, insan ihanet eder. üstelik hangi durumda niye ihanet ettiği ise gerekçe olarak kabul edilemez. insan ihanet eder işte... neden peki? bilinmez. hamurunda vardır belki. düşünelim bakalım; mümkün müdür ihanet etmemek?

leyla.

21 Kasım 2016 Pazartesi

bir teknoloji insanının blogla imtihanı

Teknolojiyle aram iyidir. Böyle olması ve böyle kalması için çaba sarfederim. Kafamın basmadığını düşündüğüm şeylerin çoğunu da tembelliğimden anlamadığımı düşünürüm. Ama yine de sevgili okur, safari ve chrome'dan blog'a yazmak için gerekli pencereyi bulamadım!  Dipteki nakış detayı üzerine kırmızı kadife gibi serilmiş fonu altın işlemelere donatmış diğer yazıları okuyorum, yorum yapabiliyorum ama şahsıma ait yeni bir başlık açamıyorum. Bundan önceki yazını nasıl yazdın diyeceksiniz, bilmiyorum. Hatırlamıyorum. Başlığı bir şekilde açtım ama içini cep telefonundan doldurmuştum. Yine öyle yapıyorum ama inanmazsınız içimde bir sıkışmışlık hissi. Bir an için bile olsa kendimi ifade edemememin bir yansıması mı acaba :)

Neler yazacaktım, içimi dökmüş oldum. Yarına yine sorularımla geliyorum yeni metnimle ilgili. Yeni metni olduğu gibi okuyup, Cansu'cuğumun yönlendirmeleriyle tekrar tekrar okuyup sonra da cevaplarını bulamazsam ona yönlendirmek istediğim bir kaç soru var. Misal, seyirci ve sokak arasında bazen çok keskin dönüşler oluyor, bunun nasıl altından kalkacağız, değiştirecek miyiz? Misal, babayla olan ilişki (soru haline getiremedim ama biliyorum içimden ne diyeceğimi). Misal, gölge perdesi nasıl olacak.

Ayrıca yeni metinle birlikte kafamdaki atmosferde değişiklikler oldu, bunu da paylaşaciim. 🙃
Hepsinin de cevabını yesyeni defterime yazaciim 😎


Şahmeran'ı düşünmek çok mutlu ediyor sevgili okur, darısı seyredenin başına 💕

elif

Kırılmamak için bükül, düz olmak için eğril, dolmak için boşal, parçlan ki yenilen !!!



Başlık çok havalı yaptı bence şuanki yazımı. (bazı imla hatalarından dolayı özür dilerim Elif özellikle senden)
Bir türlü bilgisayarı elime alıp yazamamıştım. Taaaa ki bu geceye kadar.
Uzun zaman olmuştu yetişkin oyunu çalışmayalı. Çok özlemişim. Özlemle beklemişim. Ne güzel beklemişim. Ama çok beklemişim. Eğlenceli ve dopdolu geçiyor. Kaytarmaya çalışmak istemiyorum artık mesela. Tabii bazen tekrarlamaktan sıkılıyorum ama eskisi gibi değilim. Eveeet, şimdi napıyorduk ? diyorum içimden. Bu bir başarı. Ekibimiz çok tatlış, çok güzel insanlarla dolu. Sevgili yazarımız Cancu çok tatlı kız, özellikle ''blok'' kelimesini pek bir şirin söylüyor. BİLOK :)
Meltem arkadaşımla yeni tanıştım ve sevdim. Çok içten ve çalışkan kendisi. Geçen gün çok güzel bir türkü öğretti bize hala ağzımda sözleri. Teşekkürler Melteeeemm :)
Elif arkadaşımı yaklaşık 10 senedir tanıyorum. İyi kızdır o da :) Biraz uzundur, hatta bazı yazarlar bağdaştığı karakterle uyuştuğunu bile söylüyorlar. Anne karnındayken ikizini yediğini anlatıyorlar :)) Şaka şakaaa, alevlenme hemen. Gel de alevini alayım ablaaaam :)
Gülşah arkadaşıma gelecek olursak, her provaya getirdiği soslu fıstıklarla kilolarıma kilo kattığının umarım farkındadır. Değilse de yarın ben onu bir sarsacağımm YETEERR diye :)
Mahir arkadaşım pek bir sakin, sessiz. Uzun boylu çocuklar sessiz olur derlerdi de inanmazdım meğer öyleymiş. Çok güzel çizimler yapıyormuş. Hatta Elif arkadaşımızın aldığı defterlerin başına Şahmeran çizecekmiş... çizemedi ama daha...
Leyla arkadaşım tüm kıvırcıklığı, tüm güler yüzlüğü ve kahkahası ile bir provamızda bizimleydi. Devamını bekliyoruz canım.
Oyuna gelecek olursak, çok lezzetli bir oyun. Biraz kısaltmaya karar verdik, uzun çünkü. Benim oynadığım karakter Zümrüt. Evin ortancası. Ara bulucu, insan sakinleştirici, aman bir şey olmasıncı-aynı ben.Gerçi ben biraz değiştim. Kendi isteğimle.-
Şuan Cancu'nun bana verdiği ödevi yapmakla uğraşıyorum ama biraz zorlanıyorum. Batı mitolojisi okumaya bile başladım o kadar çalışıyorum yani HABERİ OLSUN.

''Fakat iyi bir ihanet öyküsünü anlatabilmek için önce ihaneti tatmalı insan.''  acaba Zümrüt ihaneti hiç tatmış mıydı ?
İhanet kavramı onun içinde nasıl bir eylemdi ?
İhanet, bir eylem miydi ?
Küçük kardeşinin gerçekten üzüldüğünü müdüşünüyordu yoksa bu iyileştirme misyonu ona yüklendiği için mi böyle davranıyordu ?

Kısacası, kafamda deli sorular dırınınınımmmm :)

Yarın 13.00 yer Kadıköy Theatron.

dilara.

⬱⬱⬱⬱⬱⬱⬱⬱⬱⬱⧭⧭⧭⬱⬉⬊

20 Kasım 2016 Pazar

Tembellik, Serserilik, Bir Sürpriz ve Çok Güzel Bir Prova

  Blog tutma rutininde ilk serseriliği yapmış bulunmaktayım. Dün akşam prova çıkışı işler pek düşündüğüm gibi gitmedi. Şahmeran provasından sonra, "Yoruyorsunuz Bizi! Aferin Size..." provası yapınca çıkışta Leyla ile biraz kaçamak yapalım istedik. Billur'un bize eklenmesiyle önünü alamayacağım serserilik gecesi de başladı. Evet, biraz sarhoş olmuş, çok gülmüş, çok konuşmuş olabilirim. Evet, yazı yazacak halim kalmayabilir ama provanın izlerini benden silmedi bu sarhoşluk.)) ve evet bugün hala tam olarak kendime gelemediğim için metin üzerine kendime söz verdiğim gibi çalışamadım. Yapabildiğim en yararlı şey dün Zeynep'in ilk tiradının düzenlenmiş halini bilgisayara geçirip, Elif'e mail atmak oldu. Bu sebeple özür dilerim kızlar:))

  Dün provaya Elif'in muhteşem hediyeleriyle başladık.Elif hepimize mikemmel defterler almış. Biz de Şahmeran defterlerimizi onlar yapmaya karar verdik. Eskilerin pabucunu dama attık. Gerçi şunu not düşmek isterim; birçoğumuzun halihazırda bulunan Şahmeran defterine zaten hiç not almamış olduğu da ortaya çıktı! :))
Benimki, işte bu güzellik. Görsel temsili ama defterim kendisinin aynısı:)

  Ben notlarımı düzenler ve kahvaltımı yaparken kızlar ısınmaya başladı. Ben kızlara şarkı çalışmasında eklendim. Sonra yine çalıştığımız bölümü okuyarak başladık metin çalışmasına.Okudukça ayrıntılar, renkler bulunmaya devam ediyor. Bu yüzden bir süre daha her çalışma o günkü bölümü okuyarak başlamak istiyorum. Nedense kızlar metni okurken doğaçlamaya, yeni şeyler eklemeye daha açıklar. Sahnelemeye geçince biraz daha kendilerini tutuyorlar. Bunu gözlemliyorum. Sanırım eylemlerin net olmadığı bölümlerde metne tutunuyorlar. Bu sebeple ondan kopmak, yeni bir şey eklemek istemiyorlar. Son çalışma biraz bunu kırdılar aslında. Hem metni okurken hem de sahnelemeye çalışırken çok güzel durumlar, söz oyunları buldular. Bana da ilham oldu açıkçası. Örneğin, Zeynep'in ilk tiradını tamamen değiştirdik. Ben tiradı düzenlemek için aralarından ayrılırken onlarda çalıştığımız bölümü kendi başlarına doğaçladılar ve sonrasında bize izlettiler. İzlediğimiz üzerinden çalışmaya devam ettik. Onlarla da konuşunca bu biçimde çalışmanın daha iyi olduğuna karar verdik. En azından başlangıç için. Çok keyifli anlar bulmuşlar.Oynamayı sevdikleri bölümler ya da kabul etmedikleri bölümler o kadar net gözüküyor ki. Sahneyi çözüp,birbirlerini dinlediklerinde çok izlek bir yapı çıkıyor. Tabi bunun en büyük sebebi ezberlerinin yavaş yavaş oturması. Kelimelerle işleri bittiği zaman daha çok karakteri ve durumları düşünmeye başladılar ve bu konu hakkında soru sormaya başladılar. Örneğin anlatıcının bulunduğu zaman katmanlarını konuştuk son provada. 3 zaman katmanı çıkardık. Şimdi, erkek kardeşin çırak verildiği zaman ve çıraklığın üzerinden aylar geçtiği zaman. Oyun bu zamanların arasında bir ileri bir geri gidiyor. Okuma çalışmasında bu yerleri işaretledik. Bundan sonraki çalışmalarda zaman katmanlarının farkları üzerine gitmeye çalışacağız. Çünkü hem duygu durumunu hem de fiziksel koşulları belirleyeceğini düşünüyorum. Şimdi buraya prova notlarını girmek için defterimi açtığımda hep "bunu tutalım" diye notlar almışım. Dedim ya son çalışma karakterlere dair çok keyifli anlar, sözler buldular:) Bu yüzden ben de onlara yeni ödevler verdim. İlk anlatı bölümlerini. Elif'e son prova düzenlediğimiz Zeynep'in tiradını, Meltem'e Zeliş'in anlattığı ilk Şahmeran hikayesini, Dilara'ya da Zümrüt'ün evin gündemini ve sonrasında Şahmeran hikayesinin anlattığı bölümü. Bunları karakterlerinin cümleleriyle yeniden düzenlemelerini istedim ve bu bölümlerde gölgeyi nasıl kullanabiliriz diye düşünmelerini istedim. Kendime de ödev verdim: Zümrüt'ün bölümünü düzenle. Buraya Zümrüt'ün karakteriyle ilgili bir blok ekle. Dilara benim bu "blok" lafımla çok dalga geçiyor sevgili okur. Galiba biraz fazla kullanıyorum:)) 

  Kısaca Meltem'in " Hava muhteşem... Ve sanırım harika çalışacağız bugün." mesajıyla başladığımız prova günü, benim "Bugün çok güzel çalıştınız fıstıklarım." mesajımla bitti. Bir sonraki çalışma 22 Kasım Salı günü saat 13:00'de. Salı akşamı yeni bir serserilik yapmazsam görüşürüz sevgili okur. Aşağı Cumartesi çalışmasının fotoğraflarını bırakıyorum. Öperim.




Cansu.

"Şahmeran"da erkek olmak...

   Cansu fikirlerimi buraya yazmamı önerdi. Ama mesele şu ki, oyuna dair fikir üretmek, oyunun içinde var olmayı gerektiriyor. Bu oyunda bir varlık problemim var benim. Dolayısıyla zihnim yanlız ve yalnız bir biçimde sadece problem üretebiliyor. Peki ama neden?
 
   Yazının başlığıyla da alakalı olarak, ben bu oyun sürecinde bir erkeğim. Ve bu yetenekli kadınları sadece izlemekle yetiniyorum. Elimden başka neden birşey gelmediğine dair çokça düşündüm. Lakin önce elimden gelenin ne olmadığını açıklamak gerek. Burda, bu kadınların, her provada nasıl "hissettiklerini" ve bu hislerin nasıl "kelimeciklerle" anlam kazandığını görüyorum asıl olarak. Ve ben, defterimde -ki Elif'in hediye ettiği panda kapaklı defter bu- şimdiden sayfalarca yeralan teorik, kavramsal ve felsefi kelime yığınından ancak bir anlam çıkartmaya çalışırken, onlar "hissettikleri kelimecikleriyle" benim yapamadığımı kolayca yapıveriyorlar. Bu beni şaşırtmasının yanında büyük de bir kıskançlık yaratıyor. Sayfalarca anlama ve anlatma çabamın tüm boşunalığına karşın, minicik kelimelerin o derin ve güzel anlamı... Şahmeran'da erkek olmak bu demek. Çünkü bu bir doğu hikayesi hem de her adımında ihanete uğrayan doğunun, bu bir yürek hikayesi, bu bir ana hikayesi, kadın hikayesi. Doğunun yürekten hisseden kadınlarına karşı, batının teorik, erk, mantıksal olan yanının, yani benim ne kadar şansım olabilir ki...
 
   Ben bu oyunun her provasında, onları türkülerini söylerken izlediğimde, adet tarihlerinden bahsederken dinlediğimde, bir arada ne kadar duygulu ve güçlü olduklarını gördüğümde dönüştüğümü hissediyorum. Lakin ümitsiz bir dönüşüm bu. O bakışa hiç bir zaman sahip olamayacağımı bilmenin -ki yine bilişlerim bile erk batıdandır- getirdiği üzüntüyle dönüşümdür bu. En azından varlığıma karşı bir kabul oluşturdu bu güzel yürekli ve yetenekli kadınlar. Hiç bir zaman aşamayacağımı bilmek de bana kaldı..:) Çok konuşan biri değilim, o yüzden burdan söylemekte fayda var. Ben Camsap gibi ya da İlyas gibi olduğumu kabul ettim. Size ihanet etmeyeceğime söz veririm, aynı onlar gibi. Lakin Camsap, İlyas ve ben, bizlerin varlığı sizin varlığınızın yanında başlı başına bir ihanet. İyi ki varsınız kızlar ve iyi ki sizi her provada izleme şansına beni kabul ettiniz. Dönüştürünüz beni güzel yüreğinizle...:)
 

   Not: Bu ilk yazı olduğundan tüm kavramsal, mantıksal, teorik, ıvır, zıvır yorumları bi sonrakine
bırakıyorum. Mazur görünüz. :)



19 Kasım 2016 Cumartesi

Hava Güzel, Oyun Çalışmak Daha Güzel!

19 Kasım, cumartesi. Hava o kadar güzeldi ki iskeleye yürürken ekibe hemen yazdım: "Hava muhteşem, harika çalışacağız bugün" diye. Nitekim öyle de oldu. Uzun uzun çalıştık bugün. Küçük bir okuma çalışmasından sonra Mahir, Leyla ve Cansu bizi yalnız bıraktı. Sahneyi çalışıp sonra onlara gösterecektik. Böyle bir yol izlemek karakterlere dönmek açısından iyi oldu. Harekete geçtikçe rahatladığımızı hissettim. Bölümün ezberi az çok tamam olduğu için sanırım, artık Zeliş'e daha geniş bir alan bırakabiliyordum.  Küçük keşifler yapabiliyordum, bu da daha çok zevk almama sebep oluyor tabi. Bu üç kardeşin daha çok yolu var.

Hadi gittim ben!
Meltem.

17 Kasım 2016 Perşembe

Anneler, Kızları ve Sandıkları

Bugünün prova notları şu kelimelerle başlıyor, "Annenin durumu" ardından "Sandık!"

   Dilara bugün iş görüşmesinde olduğu için geç gelecekti. Biz de onu beklerken biraz sohbet ettik ödev olarak verdiğim bölüm üzerine. Bu bölümden yola çıkarak Elif birkaç soru sordu bana. "Annenin durumu". "Anneden hiç bahsedilmiyor. Sadece bir sandığı var." dedi. Yazının buradan sonrası diğer paragrafa kadar biraz kişisel olacak sevgili okur, dilersen hemen oraya geçebilirsin.

16 Kasım 2016 Çarşamba

Hikayeler, Başlangıçlar, Camsap ve Bir Yol Hikayesi

Bir bal kuyusuydu bulunan, sonra da peşinden gidilen. İnsanın aç gözlülüğüydü Camsap'ı o kuyuda tek başına ölüme terk eden. Camsap ölümü düşünürken bal kuyusunda, bir ışık çarptı gözüne. Kazdı deliği Camsap, kazdı deliği Camsap, kazdıkça kazdı Camsap...en sonunda, Camsap'ın gördü gözü cenneti... 

Binbir dille, biçimle, müzikle anlatılır hikayeler, masallar...Peki, Zeliş, Zeynep, Zümrüt ve Fatma Kadın bu hikayeyi nasıl anlatacak? Oyun sürecinde peşinden gideceğimiz temel sorumuz bu sanırım. Dünkü çalışmada birtakım anlara şahit olduk. Dinlemeye başladım Zeliş'i, anlamaya ve onu kabul etmeye. Hikayenin sonu belli, evet. Ama bizi asıl canlı tutan şey bu biçimi keşfetme süreci olacaktır; heyecanlı, yaratıcı, gizemli, hüzünlü, eğlenceli, uçan, kaçan, duran, susan... Aklımızda bir dolu düşünce, iyi ya da kötü. En sevdiğim zamanlar bu keşif zamanları! Bundandır ki sanırım saçmalama hakkımız sonsuz kere sonsuz.

Yola çıktık artık, sonunda nereye varırız bilmiyorum fakat bu yol heyecanlı bir yol, çok şey görüp tadacağımız aşikar. Bu yüzden herkes taksın kemerlerini ve başlasın playlist'ler çalmaya...

Not: Oyun sürecimize dair benden çıkan ilk yayın olduğu için biraz romantik ve heyecanlı. Ama gün gelecek neler yazılacak buraya. Belki bazen tek bir kelime yeterli olacak o günü anlatmaya (yutkunur.)


Hadi gittim ben!
Meltem.








15 Kasım 2016 Salı

Yarım gün sanat, yarım gün işçilik...

  Evet, ilk sahne provasının ve büyük bir sahne tadilatının ardından bugün bende kalan izlerinden bahsetmeye çalışacağım.

  Bugün kızlara da anlattım ama bir kez daha buraya not düşmek istiyorum. 9:30'da çalan alarmla garip bir güne uyandım. Bir an hangi zamanda, nerede, hangi ritüelin içinde olduğumu hatırlayamadım. "Napıyordum bu ara?" "Okula mı gidiyorum?" "Bir oyunun provasında mıyım?" "Neden alarm kurdum?" "Neden 9:30'a alarm kurdum?" Sanırım 10 dakika kadar bunları düşündüm ve yavaş yavaş hatırladıkça rutinimi, panikleyerek yataktan fırladım; USTALAR! Evet, sabah sahnedeki tadilatın geri kalanı için ustalar gelecekti. Mekanı onlara ben açacaktım ve alarmı o yüzden kurmuştum. Sonra o saatle-prova saati arasındaki zamanın nasıl geçtiğini anlamadan çalışmaya geçtik. (Yazar burada yalan söylüyor sevgili okur. Mekana gelip çayı demlediği gibi koltuğa uzanıp dizi seyretti.)

14 Kasım 2016 Pazartesi

İkinci de benden olsun :)

Başlığı sabahtan açıp içini geceyarısı doldurmak...

Efenim bugün sahnemizin altı üstüne geldi, yetmedi duvarları delindi, yerleri yerlerinden oynadı. Hülasa baştan yaratıldı Kadıköy Theatron, sularından yeniden doğdu! İki senedir alıştığım, tükkan hatta ikinci evim olarak benimsediğim yerle yeniden tanışacağım şimdi, garip olacak (çok dokunmuş bana bu iş). İyi ki yarın ilk provamız var da kolay olacak alışma süreci :)

Sahnemizin -belki bir daha hiç geri dönemeyeceğimiz- eski halinde attık Şahmeran'ın tohumunu, yeni halinde yeşertip filizlendireceğiz :)

Not: Efenim dün başladığım ezber çalışmalarıma var gücümle devam ediyorum. İnşallah yarınki provaya aklımda bir kaç cümle tutabilerek gelebileceğim efenim. Bütün gündüz taş taşıdım efenim. Ama yönetmenimizin kararlı duruşu bana ilham verdi, azmettim ezber edeceğim efenim. Saygılar

12 Kasım 2016 Cumartesi

İlk Elin Günahı Olmaz


Bu fotoğrafa bakınca gerçekleştiğine daha bir inanıyorum. 

    Bir süredir içimde büyüyen, büyüdükçe artık içimde tutamadığım, paylaştıkça çoğalan her şey bugün dillendi ve ses oldu. Sonunda metnin sesini duydum. Önce kendi aramızda konuşurken üç oldu, dört oldu; derken yedi kadın ve bir misafirimiz Dilan'la bugün ilk okuma provamızı gerçekleştirdik. Bu fotoğraf ilk prova hatıramız ve "Her provada bir fotoğraf çekelim." kararını almamızı tetikleyen ilk adım. Fotoğrafın hikayesi böyle de, peki bu kadınları bir araya getiren şeyin hikayesi ne? Şimdi sana kısaca onu anlatacağım sevgili okur.