Çalışkan arkadaşlarım Meltem ve Dilara çoktan çalışmaya başlamışlardı. Cansu, Tuğba ve misafirimiz Özlem'in de gelmesiyle bugünkü ekibimiz tamamlandı ve okumaya başladık. Okuma ki ne okuma, kafamda kırk tilki dolaşırken seksenbinbeşyüz kere okuduğum yerleri ilk defa okuyormuşumcasına kafa karışıklıkları, peeh. Bitmedi, üstüne bir de yönetmenimiz Cansu bizi yeni metinlerimizle baş başa bıraktı. Peki ben ne mi yaptım, ilk okuduğumda bile daha verimli çalıştığım metnimle kapandım küçük salona, üstümde bir ağırlık, içim başka yerde dışım başka yerde... sonra girdik orta salona, ağzım konuşuyor kafamda bin tilki. Çok daraldım sevgili okur, çalışmaktan metinden değil, zinhar, kendimden daraldım resmen. Dur diyorum kafamın içine, durmuyor, dinleme kafanı oyunda kal diyorum kendime, o da yok. İçim şişti anlayacağın. Sonra Dilaracığım sırtını çıtlatmamı istedi ben de enerjimin yükselmesini. Derken Meltemciğimin düşme tedirginliği ile Tuğbacığımın ve Gülşahcığımın katılma isteği birleşince küçük güven zincirimizi oluşturduğumuz bir oyun başladı. Ondan sonra aldığımız giriş kısımlarında nispeten daha iyiydim (hissiyat olarak) Ve düşündüm... düşündüm... bilen bilir, oyunsuz, şarkısız provaya başlamamak lazım geliyormuş, bu biiir. Ola ki kafan başka yerde, mümkün değil gelmiyor geri, bunu arkadaşlarınla konuşup kafanı geri çağırmak için hareketlenmene yardım istemek gerekiyormuş, bu da iki.
Cansucuğumun aramıza katılımıyla çalışmamızı noktalayıp olağan prova sonu değerlendirmesi, babaanne spekülasyonları ve bir takım kadın laflamasıyla günü bitirdik.
Allah kimseye içine giremediği provalar yaşatmasın sevgili okur. İçi şişiyor insanın. Yaşatırsa da böyle tatlış ekip versin ki toplayıp kaldırsınlar 💙
Selametle
elif





